18 Ocak 2018 Perşembe

yoksa , geçmiş mi gelecek ?


  her saniye geçmişe eklenen bir zaman dilimiyse eğer , sanırım ''eskiden çok mutluyduk'' demek hiç eskimeyecek dilimizde..
ben de öyleydim , tabi benimkisi bir saniye öncesi değil , delorean'ı düşünmeye de gerek yok ama mutluydum evet

kafamın içinde sürekli dönüp duran bu soruların hiç bir cevabı yok , ya da var ama ben hiç ulaşamayacağım bir şeye mundar demekle meşgulüm..bilmiyorum
bazen pişmanlık duyuyorum,kararlarımı sorgularken buluyorum kendimi istanbulu izlerken,bu şehir diyorum , bu şehirde yaşayan herkes istanbula benziyor. asgari ücretle çalışırken Fatih'in arka sokakları , iş çıkışı telefonu eline alınca boğaza nazır ... öyle ya eşit olunabilen tek şey objeler artık

kaldığım yerden devam ediyorum  halen istanbulu izliyorum , mevsime inat kar yağmamış daha yağmur da 3.lig takımı tribünü gibi ha var ha yok .. her şey yarım , şehir uyur uyanık , kediler mart'ı beklemeden aceleci ,sokaklar köprüye inat karanlık ve ben kafamdakilerin hepsine cevapsız bu satırları okuyanlara cinayetime giden sürecin ipuçlarını yazıyorum , ruhum bedenime hapis özgür bırakmak ölümüme sebep  ve dilime bir türkü takılıyor eskilerden ...

nice sultanları tahttan indirdi / nicesinin gül benzini soldurdu / nicesini dönmez yola gönderdi...

bir ayrılık bir yoksulluk bir ölüm...

27 Şubat 2017 Pazartesi

yalnız bir karışıklık hali

çocukluğumdan beri dilimin ucunda olan şeyler vardı hep ; korktum söyleyemedim dayak yeme korkusuyla bazen , ya da geçici hafıza kaybına maruz kaldım , bilirsiniz yaşadığımız coğrafyada dayak insanların gitmek için çabaladığı yerden çıkmadır ve hafıza kayıplarına gelirsek dün'ünü unutmuş milletin evlatları olmanın gereklilikleri madde:1

şimdilerde piç gibi bıraktığım bu yere sığınmamın sebebi suriyelilerin de gelmesi ile artan nüfusun içinde yalnız kalışım ve sebebini bilmeden gün geçtikçe vergi dilimi edasıyla artan kaçış isteğim ; sahi Turgut Özal da yalnız kalmış mıdır ? ya da bu yalnızlık hali sadece O'na mı mahsustur diye kendime sorduğum sorulara kendim bile bir cevap bulamazken buldum kendimi ince belli'ye sıkıca sarılmış halde haa ince belli demişken çay'ı pek sevmem ama yanlış anlamayın çapkınlık Ayhan Işık'tan sonra kimseye yakışmadı bu alemde...

 içinde bulunduğum şehirde ormanları betona çeviren büyücüler olduğundan yeşili unuttuğumu anladım bunları yazarken ve dilimin ucuna gelenleri söylesem kırk fırın sopa da yesemem giremem dedim o yere

 söylesenize ruhuma estetik yaptırsam azrail gene de tanır mı beni ?


                             

16 Şubat 2014 Pazar

 hikayesi olmayan birine aşık olmak... tuzsuz bir yemek,mezesiz rakı masası gibiydi,keyifsiz bir filmdi belkide.yaşadığım hikayeler ve başıma gelenler bir yana dilimde bi çok hikaye saklar dururdum ya çok severdin sen,hala da seversin bilirim,hikayeden çok beni seversin hem.kendinden çok ben,öyle alıştırmışsın ki üstelik buna, bilmeden bencillik sarmış ruhumu şimdi mezesi olan rakı masasında anlıyorum bunu bir başıma fotoğrafına bakıp sessiz ve sensiz yudumlarken bu mucizeyi..miladını doldurmuş bi hayata sahip olduğumu düşündüğüm zaman dilimlerinden çok çok sonraları tanışmıştık ama ben hep sisteme kurban olmuş ruhumu huzura erdirmek hayalindeydim belki de halen öyle bir hayale sahibim bilmiyorum.bildiklerimden de uzaklaşıyorum bu günlerde ; dedim ya beni kendinden çok sevmen bencil yaptı beni bunu şimdi anlıyorum ve üstelik 2. dubleye daha yeni başladım ; hep değil arada yapıyorum bunu ; bi büyüğe danışmak diyor kimileri.

 farklı iki ruha sahip olduğumuzu bizi yaratan öncelikli olmak üzere başta sen,ben ve şahitler huzurunda bir kez daha söylüyorum ki ; farklılıklardır bizi bir arada tutan.kafam gelgitlere kurban ediliyor hergün onlarca kez ama görüyorum ki beklentilerinin aksine bir yola doğru sürüklenmekteyim ve hiç beklemedğin anlarda bana göre çok acayip şeyler yapan ben ; bazen yok oluyorum,olamıyorum...varoluşlarım hiçbirini telafi etmez mi diye düşünüyorum;düşünmekle olmaz diyosun yaşatıyosun gerçeği ; her daim sevmek yeter di hani diyorum kendime ama hep söylenmelerim kendi kendime... beklentilerinin karşılığını boşa çıkardığım için .....

 son satırlarım bunlar işte sevilesi kadın,ben hariç herkesin yanında olmak için çabaladığı kadın,kalbimde olan kadın ve bir tek benim zamanında yanıbaşında olamadığım kadın...
bir insana göre az ama kelebeğe göre tahmini imkansız zamandan sonra yazayım dedim yeniden , ve daha yazarken ilk satırı ; hislerimizi kelebek ömrü gibi yaşadığımız geldi aklıma , anlık öfkelerin anlık coşkuların ve anlık mutlulukların kurbanı edildiğimizin resmine bakıyorum şu an ; tek bir şehit haberi geldiğinde galeyana gelip sayfa sayfa yazılar yazanlara,diğer tarafta '20 terörist etkisiz hale getirildi' haberinden sonra oh çekenlere , bazen milli maçlar da dahi sırf zıt fikirde diye rakip takımı övenlere , kanla beslenmesine rağmen barış diyenlere .. bakıyorum ve sadece bakmakla kalıyorum..başka diyarda başka bir zamanda bir papazın dediğini ters anlamışgillerden olduğumu anlıyorum 'kişi bişeyleri değiştirme hayalini kuruyorsa önce kendinden başlamalı' lafına inat bencillikten kendine toz kondurmayan,bana dokunmayan yılan sittin sene yaşasıncılardan olmaya itildiğimizi anlıyorum ve sonra bir kez daha geride kalan satırlara bakıyorum ki gördüğüm biraz kaos biraz isyan.

23 Kasım 2012 Cuma

beden ölür peki ya iz ?


20 li yaşlarında yağız delikanlıydık bi zamanlar.kızlar bacımızdı devrimden öte diyarda...ve aşk saklı acımızdı bastırılmış emperyalist duygularımızda.içimize atıyorduk olabildiğine dürtülerimizi- serenad yerine slogan vardı dilimizde ,elimizde bir tutam saç yerine marx-kapital ...ölümüne sevmek şimdiki zamanda tek bir bedene endeksli iken biz di’li geçmişte halkımıza sevdamızdan feda ettik canımızı...anarşist idik faşizan ruhlu sam amca kuklalarının gözünde , binlercemiz mevzilerinde omuz verdiğimiz memleketin ‘askısı’ ile tanıştı yüzlercemiz gibi yüksek gerilime kapılmadan önce ve onlarcamız elde mavzer boynumuzda darağacı ; katledildik- ama en büyük aşkımızdan dönmedik ..yıllar geçti mezarlarımıza kan gülleri taktılar ama biz hiç ölmedik ...

11 Ekim 2012 Perşembe

günden güne görünenler kılavuzu ve bi tutam umutsuz gelecek..

kaos vardı ortalık diyarda , tepedekiler keyiflerinden ödün vermezken diptekiler yenilmişliğin alışkanlığın esiri idi ; söylenen sözleri haksız çıkarmamak için ezilmiyorlardı ; filler tepişir çimenler ezilir'den bi haberdiler çünkü.hayvancılığın köylerden kente taşınması da onlar sayesinde oluyordu çünkü göz göre göre koyunlaşıyorlardı oysaki teknolojik gelişimin insanları robotlaştırdığı günümüzde biz ne açıdan modernleşebildik ki diye düşünmüyordu kimsecikler,kötüleştikçe bulanıklaşıyordu geleceğe dair hayallerimiz,biz yurtta sulh'un mücadelesini yıllar sonra tartışırken cihanda sulh'un çatırdadığını gördükçe de iyice gömüyorduk o masum hayallerimizi üstelik namazsız niyazsız ; baştakiler yüzünden...

1 Ekim 2012 Pazartesi

10'un ardından ...

Efsaneler ölmez şekil değiştirir'i ilk duyduğumdan beridir girdiğim her dükkanda efsane kostümü aradım durdum ben oysa ki unutulmazlar arasına girmek demek sonunda mutlaka çile demekmiş efsane olmak demek bi yerde sevdiğini bırakmak demekmiş..efsane olmak demek doğduğun topraklar yerine doyduğun topraklardan ayrılırken acı çekmek demekmiş...tüm bu öğrendiklerimizin yanında efsane demek Alex De Souza demekmiş...hüznümün tarifi yok gönlüm gidişine hiç razı değil be doktor keşke sen kalsaydın ben bir ömür sürgün hayatı yaşardım...